20 Şubat 2017 Pazartesi

Harry Potter ve Lanetli Çocuk / Jack Thorne


Merhaba. Sizi bir arkadaşla tanıştırmak istiyorum: "Harry Potter ve Lanetli Çocuk"

Defalarca izlememe rağmen hiç sıkılmadığım iki okul hikâyesi var: Biri Rıfat Ilgaz'ın muhteşem eseri Hababam Sınıfı, diğeri J.K. Rowling'in harikulade yapıtı Harry Potter... Benim için İnek Şaban, Damat Ferit ve Güdük Necmi ne demekse Harry Potter, Ron Weasley ve Hermione Granger da aynen öyle.

Harry Potter serisini bu zamana kadar roman olarak tanıyor ve biliyorduk. Ancak 2016'nın son aylarında  yayımlanan "Harry Potter ve Lanetli Çocuk" bir roman değil. "Sahne Metni Özel Baskısı" olarak sunulan kitap bir senaryo ve iki bölümde dört perdeden oluşuyor. J.K. Rowling, John Tiffany ve Jack Thorne'a ait özgün bir hikâyeden Jack Thorne'un kaleme aldığı oyunun çevirisini önceki kitaplarda da bu işi üstlenen Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu yapıyor.

"Harry Potter ve Lanetli Çocuk" aldığım ilk Harry Potter kitabı. Bu nedenle onu serinin diğer kitaplarından ayrı bir yerde tutuyorum. Bir ay arayla iki kez okuduğum kitapta ilginç bir deneyim yaşadım. İkinci okuyuşumda da kitapla sanki ilk kez karşılaşıyormuş gibiydim. Galiba ilkinde karakterlerle tekrar buluşmanın yoğun mutluluğunu yaşamaktan hikâyeye odaklanamadım. Özgün hikâye ancak ikinci okuyuşumda aklımda kalabildi.

Arka kapağında "Sekizinci hikâye. On dokuz yıl sonra." notunun yer aldığı kitap, serinin yedi romanına göndermelerde bulunuyor; onlarda yaşanan olayları ve yaşayan karakterleri bugüne taşıyor.


Harry Potter, Sihir Bakanlığında Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı olmuştur. Hermione Granger da tabii ki Sihir Bakanı! Ron ise "Weasley Büyücü Şakaları" adında bir dükkân açmıştır. Herhalde Harry, Ginny ile değil de Hermione ile evlenseydi bugün Ron'u hâlâ bu kadar önde göremezdik! (Gerçi edebiyatın sonsuz evreninde her şey mümkün!)

"Harry Potter ve Lanetli Çocuk"ta ana karakterler arasında bu üçlünün yanında Ginny Potter ve Draco Malfoy ile birlikte Albus Potter ve Scorpius Malfoy'u okuyoruz. Hikâye, Albus ve Scorpius'un babaları dolayısıyla gelen "şöhret"i (iyi veya kötü!) hazmedememeleri nedeniyle zaman içinde bazı şeyleri değiştirmek istemelerini anlatıyor. Tabii bunda biraz da Cedric Diggory'nin etkisi var! Unutmamak gerekir ki zamanda bir tek şeyin bile farklılaşması pek çok şeyin değişimine neden olur; ufaklıkların (Biz Harry Potter kuşağı olarak büyüdük!) yol açtıkları değişimler nelere mâl olacak? Her şey düzelip eski haline dönebilecek mi? Harry Potter ve arkadaşları bu sürecin neresinde olacaklar?

Uyarı: Aşağıdaki video, tiyatro sahnesinden fotoğrafları içeriyor. Eğer kitabı okurken; filmleri izlediyseniz onlar üzerinden hayal kurmak, izlemediyseniz kendi hayal dünyanızdan devam etmek istiyorsanız bu videoyu seyretmemenizi öneririm.


Video şuradan.

Kapak içinde neler var?
Sekizin hikâye, on dokuz yıl sonra...
Harry ait olduğu yerde durmayı reddeden bir geçmişle boğuşurken, en küçük oğlu Albus da istemediği bir aile mirasının yükünü omuzlarında taşımakta zorlanır.
Geçmişle gelecek uğursuzca iç içe geçerken hem baba hem oğul tedirgin edici bir gerçeği, bazen karanlığın beklenmedik yerlerden geldiğini öğrenir.
(...)

Son Söz;
Harry Potter serisi alıştığım ve sevgi duyduğum bir edebiyat serüveni. Onlarla ve onların dünyasıyla tekrar buluştuğum için mutluyum. 10 üzerinden 9 puan veriyorum.


Kitabın Künyesi
Adı: Harry Potter ve Lanetli Çocuk (Harry Potter and the Cursed Child)
Yazarı: J.K. Rowling, John Tiffany, Jack Thorne
Çevirmeni: Sevin Okyay, Kutlukhan Kutlu
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Baskı: 2. Baskı / Kasım 2016 (1. Baskı: Kasım 2016)
Sayfa Sayısı: 359
Grafik Uygulama: İlknur Efe
Kitap Editörü: Betül Kadıoğlu
Düzelti: Filiz Özkan


Kitap, bu yazının yayına girdiği tarihte Yapı Kredi Yayınları bünyesinde liste fiyatı 22 lira olarak satılmaktadır.

15 Şubat 2017 Çarşamba

EDEVİH: Gençliğime Sevgilerimle


Merhaba. "Edevih"in ne demek olduğunu biliyor musunuz? Ben de az önce öğrendim, daha doğrusu uydurdum. Gerçi uyup uymadığından emin değilim. Neyse. 

EDEVİH, yani Edebiyatın Video Hali... Edebiyatla, kitaplarla ve yazarlarla ilgili etkileyici/öğretici bir video gördüğümde burada paylaşacağım. Neden? Çünkü paylaşmak güzeldir!

O zaman başlayalım:


Video şuradan.

Bu kadını çok severim! Geniş zaman... Dün sevdim, bugün de seviyorum ve muhtemelen yarın yine seveceğim. Düşünüyorum da sevmemek mümkün mü? Ruh dediğimiz şey bir yapboz tabloysa birkaç parçası kesinlikle Nil Karaibrahimgil'de saklı; mesela sesinde ve müziğinde... Elbette yazılarında da... "Söz-Müzik: Nil Karaibrahimgil"i birçok eserin altında görmüşüzdür. Şarkı sözlerinin yanında düzyazı da yazar. İki kitabı var: Nil'in Kelebekleri, Kelebeğin Hayat Sırları. Henüz kitapları edinip okumamış olsam da gazeteye yazdıkları internette bulunuyor. Zaten kitaplarda da muhtemelen bu yazılar yer alıyordur.

"Kelebeğin Hayat Sırları"nda "Gençliğime Sevgilerimle" başlığında bir yazı var. Nil Karaibrahimgil, bunu tatlı mı tatlı bir müzikle seslendiriyor ve kelebeklerin uçuştuğu sevimli bir kliple yayımlıyor.

Sık sık dinlediğim ve her dinlediğimde beni mutlu eden bu "şarkıyı" bakalım beğenecek misiniz... Bu arada sözler, yani yazı, harikulade!

13 Şubat 2017 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali


Merhaba. Sizi bir arkadaşla tanıştırmak istiyorum. Ama önce iki soru soracağım:

İlk baskısı 1943'te yayımlanan "Kürk Mantolu Madonna"nın genç okuyucularla "Sabahattin Ali"yi buluşturduğunu söyleyebilir miyiz? Onlarca yıl evvel yazılan bir romanın 2010'lu yıllarda yeniden "Çok Satanlar Listesi"ne girmesi önemli bir başarı değil midir?

"Kürk Mantolu Madonna" başlamadan Füsun Akatlı'nın ön sözüyle karşılaşıyoruz. Bu kısımdan bir alıntıyla hem romanın içeriği ve arka planı hem de biçimsel oluşumu hakkında bilgi edinelim:
"Roman, İkinci Dünya Savaşı'nı önceleyen yıllarda yaşanmış tutkulu ve marazi bir aşkı eksen almakta, atmosferi ve yarattığı etki ile on dokuzuncu yüzyıl Rus anlatı edebiyatının -özellikle de Dostoyevski ve Gogol'ün- çağrışımlarını taşımaktadır. Yazarın Berlin'de geçirdiği iki yıllık (1928-30) öğrencilik döneminin esinlemiş olabileceği bu uzun öykünün ilk çeyreğinde, yeni bir işe giren bir küçük memurun; kendini, memuriyet yaşamının küçük ve dar dünyasını ve karşılaştığı hiç de ilginç biri gibi görünmeyen bir başka küçük memuru -Raif Efendi'yi- tanıttığı, neredeyse bütünden bağımsız gibi görünen bölüm yer almakta. (...) Romanın esas gövdesini oluşturan ikinci bölüm ise, bir Rus öyküsünden fırlamışa benzeyen ve o öykülerdeki anlaşılmaz hummalı hastalıklardan biriyle ölüm döşeğine sürüklenen Raif Efendi'nin siyah kaplı bir deftere döktüğü tutkulu aşk hikâyesi."

"Kürk Mantolu Madonna", Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk eseri. Bir yazarı tanımak için ilk kitap çok önemli oluyor. Okur, bu ilk kitapla iyi bir uyum yakalayabilirse yazarın diğer kitaplarıyla da zaman geçirmek isteyebiliyor. Peki, şimdi Sabahattin Ali'nin hangi kitabını okumalıyım?


Yakın geçmişte bir magazin programında, konuşmacılardan biri kitabın Amerikalı şarkıcı Madonna'yı anlattığını söyledi. 1958'de doğan Madonna'nın 1943 baskılı kitapta bir karakter olması ancak çok ileri görüşlü bir yazarın işidir! Hiç kuşkusuz Sabahattin Ali de ileri görüşlü bir yazar olabilir; ama mevcut durumun bu söylenenle bir ilgisi yok! "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın hatası." sürekli tekrarlanan ve dikkat çekilen bir gerçek; buna bir de şunu eklemek lazım: "Bilgi sahibi olmadan biliyormuş gibi görünmenin hatası."

"Kürk Mantolu Madonna" için "roman içinde roman" diyebiliriz. Birbiriyle hemen hemen bağımsız sayılabilecek iki bölümden ilkinin, ikincisine göre yavaş aktığını düşünüyorum. Kitaba adını veren Kürk Mantolu Madonna, yani Maria Puder, ikinci bölümde Raif Efendi'nin notlarıyla ortaya çıkıyor ve bu kadını kitabın sonuna kadar onun kaleminden hayli akıcı bir şekilde okuyoruz. 


Arka kapakta neler var?
"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum 'Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair yanıtlanması zor sorular soruyor.


Son söz;
Kitabı merak ediyordum; zaman ayırdığım için mutluyum... 10 üzerinden 8 puan veriyorum.


Kitabın Künyesi
Adı: Kürk Mantolu Madonna
Yazarı: Sabahattin Ali
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Baskı: YKY'de 77. Baskı / Ocak 2016 (1. Baskı: 1943)
Sayfa Sayısı: 160
Kapak Tasarımı: Nahide Dikel


Kitap, bu yazının yayına girdiği tarihte Yapı Kredi Yayınları bünyesinde liste fiyatı 11 lira olarak satılmaktadır.

10 Şubat 2017 Cuma

Bir Dergi Aranıyor!


Merhaba. Hürriyet'in yeni haftalık ekini gördünüz mü? Okurla cuma günleri buluşan "Kitap-Sanat" için "yeni" diyebildiğimiz gibi "yenilenen" de diyebiliriz. Nasıl mı? Bir zamanlar gazete bayilerinde gördüğümüz Radikal'in 15 yıllık "Kitap" eki 3 Şubat itibariyle Hürriyet altında "Kitap-Sanat" oldu. Aslında "Radikal Kitap" iki buçuk yıldır Hürriyet ile verilmeye devam ediyordu, ama bu sadece üç büyük şehir ile sınırlıydı. Hürriyet Kitap-Sanat, iki haftadır ülke genelinde Hürriyet gazetesi ile ücretsiz olarak sunuluyor.

Geçen hafta bu dergiden haberdar değildim, dolayısıyla ilk sayısını kaçırdım... Ancak bu yayının 3 Şubat 2017 tarihli "Yıl: 1 Sayı: 1"ini çok istiyorum. Acaba elinde olan var mı? Belki de bir arkadaşınız düzenli olarak Hürriyet'i takip ediyordur. Olamaz mı? Olabilir. E hadi o zaman. (Adam burada umutlanıyor!)

8 Şubat 2017 Çarşamba

Ayın Dergisi: Bavul


Merhaba. Birkaç yıldır ne kadar çok dergi çıktığının farkında mısınız?

Dergi alan biriyimdir; ama düzenli olarak takip ettiğim bir dergi yok. Bundan sonra da muhtemelen olmayacak ve bana göz kırpan dergileri almaya devam edeceğim. Belki böylesi, bu çok dergili ortam için daha iyidir.

Bu ay itibariyle Adam ve Kitaplar’da her ay bir dergiyi “Ayın Dergisi” başlığıyla paylaşacağım. Şubat ayının dergisi olarak, 17. sayısında kendinden hayli söz ettiren “Bavul”u seçtim. Peki, ne oldu da bu dergi haber oldu?

Yukarıdaki görselde derginin Şubat-2017 sayısının 2. Baskı'sını görüyoruz. Bavul, beklenen satışın üstüne mi çıktı da ikinci baskını yaptı? Ayın ilk haftasında bütün bayilerde bitmiş olabilir mi? Açıkçası okunma durumu dolayısıyla böyle olmasını isterdim. Ancak gelişmeler bu şekilde gerçekleşmedi. Bavul’un ağzından dinleyelim:

"Değerli okurumuz,
Elinizde tuttuğunuz sayı, Şubat sayısının ikinci baskısı… Bunun nedeni de ilk baskıda yaptığımız bir hata. Bizim de sıkça eleştirdiğimiz “internetin bilgi kirliliği tuzağı”na düştük ve hatalı bir dizeye yer verdik. Tüm iç sayfalar editöryal süzgeçten geçirilirken kapağın sona bırakılıp kontrol edilmemesi büyük bir hataydı. Bu hata sonrası gerekli görev değişiklikleri yapıldı (daha sonra açıklayacağız) ancak bunu da yeterli görmedik ve piyasadaki 35 bin dergiyi geri çektik. Bunun nedeni edebiyata ve şairimizin aziz hatırasına verdiğimiz değerdir. Bu nüsha düzeltilmiş ikinci baskıdır. İyi okumalar."

Bavul dergisi Şubat-2017 sayısında kapağına Turgut Uyar’ı taşıdı ve bir illüstrasyonla birlikte onun dizelerine yer vermek istedi. Ancak "Herkesin bir gideni vardır / İçinden bir türlü uğurlayamadığı*” dizeleri Turgut Uyar’ın elinden çıkmadığı için önemli bir hataya imza atılmış oldu. Bu yanlışlık iç sayfalarda yapılsa belki bu kadar ses getirmezdi; ama olay, derginin kapağında -üstelik sade bir kapak tasarımı- yaşanınca konu piyasaya sürülen dergilerin toplanmasına kadar vardı. İşte bunun için Bavul dergisinin 17. sayısının 2. Baskı’sını satın aldım.

Bavul dergisinin yaptığı gibi ilgili birimlerde veya sıfatlarda bir görev/isim değişikliği zaten muhtemeldir; sadece dergicilikte değil, benzer hataları farklı yerlere göre yorumladığımızda da sonuç  yine benzer olur. Ancak 35 bin derginin toplatılması (Bunların bir kısmı satılmış olsa bile çoğunluğunun hâlâ raflarda durduğunu tahmin ediyorum.) bir tercihtir ve bu tercihi yerinde buluyorum. Baskı maliyeti, toplama ve yeniden dağıtım masrafı; bunlar azımsanacak bir tutar değildir. Buna rağmen 2. Baskı’yı gerçekleştirmek yapılan işe duygulan saygıyı gösterir. Aynı zamanda bunca derginin olduğu (ve olacağı) piyasada bunun gibi hatalar olursa ne yapılacağına dair iyi ve doğru bir örnek olarak yazın tarihine geçti.



Bavul dergisinin Şubat-2017 sayısında kimler var? Kadro epey geniş, adına aşina olduklarımdan bazılarını aktarıyorum:

Rutkay Aziz, İlker Kaleli, Hakan Günday, Can Bonomo, Ezel Akay, Cengiz Bozkurt, Hüsnü Arkan, Erdem Yener, Derya Alabora, küçük İskender, Emre Kongar, Gökhan Türkmen, Haydar Ergülen, Alpay Erdem, Burcu Bakdur..


Bavul dergisinin 17. sayısının satış fiyatı 7 lira.

*: O zaman bu dizeler kimin?

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bab-ı Esrar / Ahmet Ümit


Merhaba. Sizi bir arkadaşla tanıştırmak istiyorum.

Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit’in 2008’de yayımlanan romanı… Türkiye’de polisiye denilince akla gelen önde isimlerden biri olan yazar, bu kitabında Konya’da geçen bir olay örgüsü kurgulamış. Ana kahramanımız Karen Kimya Greenwood, Londra’da yaşıyor ve bir sigorta şirketinde çalışıyor. Peki, ne oluyor da kahramanımızın yolu taa uzak diyarlardan Konya’ya düşüyor? “Karen” adındaki birinin mi Konya’ya önceden gelmiş olma olasılığı daha fazladır, yoksa “Kimya” adındaki birinin mi? “Karen” ile “Kimya” aynı kişide buluştuysa bu işte muhtemelen dinlenecek bir öykü vardır ve Ahmet Ümit, iyi bir roman yazarı olarak aynı zamanda iyi bir öykü anlatıcısı. Anlatıyor, bir babayla kızının öyküsünü, bir kadının sevgilisi ve bebeğiyle öyküsünü… Bir kadını görüyoruz; geçmişi, bugünü ve geleceği arasında dolaşan bir kadını...

Karen Kimya Greenwood’un çalıştığı sigorta şirketi, üç milyon poundluk bir poliçenin söz konusu olduğu soruşturmayı gerçekleştirmek üzere onu Konya’ya gönderir. Konya’daki sigorta acentası Mennan Fidan, Karen Kimya’yı karşılar ve roman boyunca bu karakterle de sık sık bir araya geliriz. İkonion Turizm, şirketin Konya’daki en iyi müşterisi ve yanan Yakut Otel'in sahibi Ziya Bey’in şirketidir. Yakut Otel yangınında karanlık bir şeyin dönmüş olma ihtimali var mıdır? Açıkçası sigorta şirketinin yöneticisi Simon, Türkiye'ye gönderdiği uzmanından üç milyon poundu ödememek için böyle bir haber bekliyordur. Acaba Karen Kimya, Londra’ya böyle bir haber verebilecek midir?



Ahmet Ümit’in romanlarında birçok defa görülen kurgu devam ederken öğrenme/öğretme süreci bu kitapta da kendini gösteriyor. Karen Kimya Greenwood işiyle ilgili soruşturmasını sürdürürken Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi ile karşılaşıyoruz ve öznelerin dolaylı tümlecinde bir gezintiye çıkıyoruz. Konya’yı izliyoruz ve yaşıyoruz. Mevlana Türbesi’ni, Üçler Mezarlığı’nı ve Merec-el Bahreyn’i yazarın sözcüklerinin rehberliğinde geziyoruz. Ahmet Bey, dozunda anlatımla olası bir Konya gezintisinin ön seyrini yaptırıyor. Mevlânâ Türbesi’nin yerinde eskiden ne vardı? Türbenin kaç kapısı var ve bu kapılar ne anlama geliyor? Üçler Mezarlığı, adını neye dayandırıyor? Merec-el Bahreyn neye deniyor? Bunların hepsini öğrendiğimiz (veya hatırladığımız) gibi Mevlevilik hakkında da bilgilerimiz oluyor/tazeleniyor.

Poyraz, Nigel, Matthew, İzzet, Serhad, Cavit, Kadir, Nezihe, Başkomiser Ragıp, Komiser Zeynep, Sunny, Solak Kâmil romanın sayfalarında ilerlerken tanıyacağımız kahramanlar… Ahmet Bey bu adamları nasıl kurguluyor ve onlar hakkında bize neler anlatıyor?

Romanın içeriğine dair fazla bir şey söylemeden, daha çok sorular sormayı tercih ederek bir kitabı nasıl tanıtabiliriz? Denedim. Umarım merak duygunuza seslenebilmişimdir. Kitaptan çok beğendiğim bir alıntıyla devam ediyorum:
"Çoğu zaman mesele Tanrı’nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı. Âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi." (s.33)



Arka kapakta neler var?
Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti… 
Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ…

Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik ögeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit, bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözler önüne seriyor.


Son söz;
Fotoğrafın çerçevesini göz ardı ettikten sonra sadece fotoğrafla ilgilendiğinizde gayet iyi bir kitap... 10 üzerinden 7 puan veriyorum.


Kitabın Künyesi
Adı: Bab-ı Esrar
Yazarı: Ahmet Ümit
Yayınevi: Doğan Kitap
Baskı: 37. Baskı / Ağustos 2009 (1. Baskı / Kasım 2008)
Sayfa Sayısı: 394
Kapak Tasarımı: Yavuz Korkut


Kitap, bu yazının yayına girdiği tarihte Everest Yayınları bünyesinde liste fiyatı 24 lira olarak satılmaktadır.

2 Şubat 2017 Perşembe

Ocak Ayında Okuduklarım - 2017

2017’nin ilk ayı benim için okuma açısından hayli verimli geçti. Geçen ay altı kitap okudum. Darısı sonraki ayların başına! Bu kitapların ayrıntılı yazımları başka sayfalarda olacak, şimdi onlara uzaktan bakmakla yetinelim.


Yazar: Ahmet Ümit
Kitap: Bab-ı Esrar
Tür: Roman

Ahmet Ümit, Türkiye’nin önemli polisiye yazarlarından biri olsa da bu kitaba ne denli bir polisiye eser diyebileceğimizi bilemiyorum. Ancak gizemli olduğu kesin! Öykü, Konya’da geçiyor. Yazarın birçok kitabında olduğu gibi bunda da sadece hayal ürünü bir kurgu söz konusu değil. Yani öykü devam ederken birçok öğrenme/öğretme de bir yandan sürüyor. Bu kitabı okuduğunuzda Mevlana, Şems, Kimya Hatun ve Mevlevilik hakkında bilgileriniz de olmuş olacak... Kitap, yangında zarar gören bir otelin sigortayla ilgili soruşturmasını gerçekleştirmek için yurt dışından Konya’ya gelen bir kadının -ki aslında hayatının bir dönemini bu şehirde geçirmiştir- birtakım gizemli olayın eşliğinde geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor.
Not: 7/10


Yazar: Nejat İşler
Kitap: Gerçek Hesap Bu
Tür: Anlatı / Deneme

Nejat İşler’i sanırım ilk kez seneler önce Şevval Sam ile başrolü paylaştığı “Gülbeyaz” dizisinde seyretmiştim. Zaman içinde farklı işlerde görsem de bu yapımın yeri başkadır... Birine bir kez sevgi duyunca onun yaptığı başka işleri de merak edebiliyorsunuz. Benim için bu kitabı okumak bu düşüncenin sonucudur. İçinde Nejat İşler’in çocukluğundan gençlik dönemlerine, oynadığı dizi ve filmlerden başkanı olduğu Gümüşlükspor’a ve Bodrum günlerine kadar çeşitli konularda yazılmış denemeler/anılar var.
Not: 7/10


Yazar: Stefan Zweig
Kitap: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Tür: Uzun Öykü

Bu yazarın daha önce “Satranç” adlı kitabını okumuştum ve sevmiştim. Onun referansıyla “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu”na zaman ayırdım. Stefan Zweig, insan psikolojisini iyi anlayan, çözümleyen ve onu sözcüklerle iyi yansıtabilen bir yazar. Kitabı okurken bir aşka tanık oluyoruz.
Not: 6/10


Yazar: Sabahattin Ali
Kitap: Kürk Mantolu Madonna
Tür: Roman

İlk kez bir Sabahattin Ali eseri okudum. Özellikle bu kitabı merak ediyordum; çünkü ilk baskısı 1943’te yapılan bir eserin yıllar sonra yeniden “Çok Satanlar Listesi”nin başlarına yükselmesi hele ki popülerizmin önemli bir yerde durduğu ülkemizde pek beklenecek bir şey değil. Kitapta biçimsel olarak I, II gibi ayrım yapılmamışsa da kitabın iki bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz. “Kürk Mantolu Madonna” ile ilgili kısım aslında kitabın son yarısında yer alıyor.
Not: 8/10


Yazar: Jack Thorne
Kitap: Harry Potter ve Lanetli Çocuk
Tür: Senaryo

"Harry Potter ve Lanetli Çocuk", ilk kez 30 Temmuz 2016’da Londra’da prömiyerini yapan bir tiyatro oyunu. Eser, iki bölümde dört perdeden oluşuyor. J. K. Rowling, John Tiffany ve Jack Thorne’a ait özgün bir öyküden yola çıkılarak Jack Thorne tarafından yazılan oyun yeni karakterler ve kurguyla birlikte aslında sürekli olarak önceki kitapları ve o kitaplarda geçen konuları hatırlatıyor. Yani bunun için bir bakıma “özlem giderme” kitabı da diyebiliriz.
Not: 9/10


Yazar: Gülse Birsel
Kitap: Memleketi Ben Kurtaracağım
Tür: Deneme / Mizah

Gülse Birsel, Türkiye’nin önemli kadınlarından; çünkü hem oyuncu, hem senarist, hem de mizah yazarı. Aslında farklı “hem de”leri de var; ama onlar başka bir yazının konusu olabilir. “Memleketi Ben Kurtaracağım” beş bölümden meydana geliyor. Yazarın özel hayatından siyasete, “Basit Yaz Diyeti” gibi “Ayol hep siyaset mi konuşacağız?” üst başlığında toplanan yazılardan "Avrupa Yakası" ve "Yalan Dünya"ya kadar geniş konu çeşitliliği olan bir kitap. Ama bence en önemli bölüm “Bitirirken…” diye başlayan son bölüm ki burada usta sanatçı Gazanfer Özcan ile ilgili gözleri yaşartan bir yazı var.

Not: 9/10